25 Temmuz 2011 Pazartesi

Eğer bir keder, hiddet, öfke hissedersen; bil ki ya sevmemen gereken birşeyi seviyorsun ya da aksine sevmen gereken birşeyi sevmiyorsundur.
Tolstoy

23 Ağustos 2010 Pazartesi

aşka düşmeye hazır yürekler..


yapılan küçücük şeylerden bile etkilenip,bir insanı sevmek bu kadar kolay mı
benim için kolay herhalde
bilmem nedendir bu?
sevgiye olan açlığımdan mı?
aşka olan özlemimden mi?
saflığım veya iyi niyetimden mi bilmem ama..
zorlu yollardan inerken bana uzanan bir el,
suyun panzehir değerinde olduğu zorlu bir trekking turunda ağaçlardan toplanan tozlu meyveyi yıkamak için tereddütsüz paylaşılan su,
bir bakış, bir gülüş
yetiveriyor bir insanı sevmeme
onu düşünür olmama..

30 Temmuz 2010 Cuma

Viva la vida


En sevdiğin insanlarla keyifli bir mangal sefası,
ılık ılık esen rüzgar, bir kadeh şarap, güzel söz, güler yüz,
dünyanın en güzel iki cimcimesiyle paylaşılan odada çekilmiş güzel bir uyku,
sıcaklığını sabahın erken saatlerinde bile derinlemesine hissettiren ışıl ışıl güneş.
güne güzel başlamanıza belki de en büyük katkısı olan güzel insanların
güzel yüzleri,günaydın sesleri,
küçük ama güzel bir şehir turu.
durağı olmamasına rağmen size kolaylık olsun diye gideceğiniz yere yakın bir yerde duran otobüs şoförü.
etrafınızdaki rengarenk çiçekler,
radyoda çalan şarkı..

daha ne istenir ki,
görüyorum, hissediyorum, yaşıyorum, mutluyum..

Yaşasın hayat...



29 Temmuz 2010 Perşembe

O'na...


bugünkü rengimiz kırmızı olsun.

bilirim sen maviyi seversin ama kırmızı olsun

aşktan bahsediyoruz kırmızı olsun..

içinde umutsuzluk ve hüzün rüzgarları estiğini hissediyorum

için tekrar benim bildiğim adamın neşesiyle dolsun

o yüzden, bugünkü rengimiz kırımızı olsun...

26 Temmuz 2010 Pazartesi

küçücük eller


Küçücük, sıcacık eller,
Parmağıma sımsıkı yapışmış,bırakmayan
Kokumu tanıyan,mis kokulu minik
mışıl mışıl uyuyor..

................................

Küçücük, sıcacık eller
Yanaklarımda dolaşıyor,
Saçlarımda geziniyor,
Bazen iki avucunun arasına alıp yanağıma bir öpücük konduruyor,
öylece uyuyor..
.............................

Küçücük,sıcacık bir el
Sımsıkı tutmuş elimi
Arada bir kalkıp, bana bakan ve gülümseyen bir yüz,
Pembe yanaklar, sevgiyle bakan ışıl ışıl gözler,
Sarı belki siyah, uzun belki kısa saçlar,
Kız ya da oğlan
Ama bana ait, benim olan
yavrum..
..............................

Ne çok bekledim seni,
hala da bekliyorum
özlemle..




Bu yazıyı kaleme alalı tam 5 ay 11 gün olmuş. Taslak olarak atmışım, yayınlamamışın. Nedense artık??

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Babam

7 yıl,
koskoca 7 yıl önce bugün,
gücünü, kuvvetini, desteğini hep arkamda hissettiğim,
otoriter, sert, bir o kadar da sevgi dolu, fakat bunu hiç göstermeyen,
başarılarımızla övünen, gurur duyduğunu her fırsatta çevresindekilere dile getiren,
fakat bize bunun tam tersini göstermeye çalışan,
bizi rahat yaşatmak içi gece gündüz, iş ayırt etmeden çalışan,
gururlu, başı her zaman dik, ailemizin reisi,
canımızın parçası BABAM aramızdan ayrıldın..
oysa neler neler yapacaktın, yapacaktık
merak etme sen;
yapmayı istediğin ceviz bahçesini senin için yaptık, elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince bakıyoruz,
artık eskisi gibi çukurlara da düşmüyorum araba kullanırken:)
ama seni çok özlüyoruz..
keşke mümkün olsaydı insanın sevdiklerinden hiç ayrılmadan yıllarca yaşaması
seni çok seviyoruz, hep kalbimizdesin..

19 Haziran 2010 Cumartesi

Kırmızı başlıksız kız:(


Evet, hınca hınç dolu bir salonda, yüzlerce insana karşı halk oyunu gösterisi yapacaksınız. En kötü ne gelebilir başınıza; ayağınız takılıp yüzüstü yere yapışabilirsiniz veya heyecandan donup kalabilirsiniz. Peki bana ne oldu? Gösteri öncesi kuliste gösterdiğim soğunkanlılık, üçüncü yılımın vermiş olduğu güvenle sergilediğim umursamaz ve rahat tavırlar sonrası cezalandırıldım.

Ekip başı olarak sahneye adım atmamla başımdaki altın takılı bant ve onun üzerindeki eşarp yavaş yavaş kaymaya başladı. Nasıl düzeltirim diye aklımdan geçirirken kaçırılan figürler,sahne arkasında hocamızın başını düzelt anlamındaki el kol hareketleri, sahnede beni izleyenlere karşı nasıl göründüğüm düşünceleri, arkada çalan müzik eşliğinde sağa sola hatalı dönüşlerim, bunun neticesinde arkadaşların bana şaşkın bakışları ve sonunda dayanamayıp başımdaki tülbent ve altınları alıp, tülbentsiz oyunu bitirişimle grubumuzun 40.yılına damgamı vurdum sanırım:)

Ama kendimi takdir etmeden yapamiycam sanırım, ne olursa olsun yüzümden gülümsemeyi eksik etmedim:)